|
MB dövizin düşüşünü tutmazsa sanayinin geri kalanı da çöker
Beklediğimiz gibi oldu, döviz paraşütsüz inişe geçti. Yerli yıldız, Ali Ağabey “dolarda ilk hedef 1.83 olacak sonra da” şeklinde başlayan uyarılara kulak asmadı. Son dalgalanmanın spekülatif ve çelimsiz olduğunu gördü. Yerli döviz oyuncusu spekülatörleri suya götürdü susuz getirdi, dalgalanmadan para yaptı.
Ancak aynı şeyi Merkez Bankası göremedi. Çelimsiz hareketi ciddiye aldı ve dalgalı kur politikası uygularken, döviz alım ihalesi yaptı. Bu MB’nın dövizdeki ikinci ıskası oluyor. Faiz politikasındaki başarıya verdiğimiz puanları, dövizi ve ekonomiye etkilerini anlamaktaki başarısızlığından ötürü geri alıyoruz.
MB’nın geçtiğimiz günlerdeki döviz alım ihalesini açıklanabilir bir yanı var mı? MB açıklamasını “Dalgalı döviz kuru ile çelişmeyecek şekilde döviz kurlarının piyasada belirlenmesi ilkesi çerçevesinde döviz piyasasında derinliğin kaybolmasına paralel olarak, döviz piyasasına doğrudan müdahale edebileceğiz” şeklinde yaptı.
Demek ki dalgalı kur ile çelişmeyecek döviz müdahalesi olabiliyormuş. Aynı cümleyi bir de şöyle okuyalım: Demek ki dalgalı kur döneminde müdahale gerektirecek bazı hareketler olabiliyor. O zaman MB’na sormak gerekiyor, 2003’ten sonra yaşadığımız, ekonominin normali dışındaki yoğun döviz girişi, bazı merkezlerin suni olarak yönlendirdiği döviz akışı ekonominin olağan döviz hareketlerinden miydi? Bunlara neden müdahale etmeyip, kurun düşmesine ve ülke ekonomisinin dışarıya karşı haksız rekabet ortamında sürünmesine engel olmadınız
The Economist “Türk sanayi çöküyor” diye yazdı. Çöküş küresel finans krizi ile başlamadı. Ülke ekonomisini bugüne getiren, dövizin çelimsiz çıkışına müdahale gereği duyan MB’nın, 2003’ten sonraki suni döviz girişini dengede tutacak müdahaleyi düşünemeyen politikaları oldu.
Kredi Garanti Fonu Bankaları Kurtaramaz
Önceki yazılarımızda faizlerin düşürülmesi gerektiği ve bunun için hem dışarıda hem içerde koşulların olduğunu tespit etmiştik. Bununla birlikte yaşadığımız asıl krizin kâr krizi olduğunu da tespit etmiştik.
Geçtiğimiz günlerde entelektüel donanımları olan iki banka yöneticisinden faizler konusunda yorumları oldu. Faizlerin inebileceği en son düzeye geldiğini, bundan sonra faiz indirimlerinin tehlikeli olacağını, döviz kurunun kırılgan olduğunu önerdiler. Döviz kurunu düşürüp, faizleri yüksek tutmakta ısrar etmenin tehlikenin asıl kaynağı olduğunu söylemek durumundayım. Üstelik sorunlar gittikçe telafisi olmayacak noktalara varıyor.
Bankaların faiz konusundaki sıkıntılarını anlıyoruz. Mevduatın vade yapısı olumsuz ve faize karşı duyarlı. Ancak bu durum bankaların tek faiz sorunu değil. Mevduat faizi ile kredi faizi arasındaki fark kabul edilecek düzeylerin çok üstünde. Aradaki fark faaliyet giderleri ve bankacılık kârı ile açıklanamaz. Sorun şurada, banka bilânçoları ciddi anlamda sorunlu kredi taşıyor, krediler batıyor. Yüksek faiz spreadi batan kredileri finanse ediyor.
Peki, nerden çıktı bu batık krediler sorunu. 2002 yılından sonraki bankacılık uygulamamız başarılıydı, kredi vermek mekanizmaları olumsuzluklardan arındırılmıştı. Bankacılık kesiminin henüz konuşmaya başlamadığımız bu batık kredi sorunu, üstünde önemle durduğumuz kâr krizinden kaynaklanıyor. Eş dost ilişkileri ile dağıtılan kredi yok sistemde, bankalarımız kalburüstü şirketlerle çalıştılar, onlara krediler verdiler. Ancak, yanlış kur ve maliye politikaları ülkenin A grubu şirketlerinin zararlarını büyüttü, finansman dengelerini bozdu.
Bankalar gittikçe artan oranda zarar finanse etmeye başladılar. Temel sorun burada. Bankacılarımıza uyarımızdır; ülke ekonomisi zarar üretirken bunu ne kredi garanti fonu ne de sendikasyon fonlayabilir. Lütfen hatada ısrar etmeyelim.
Turan ÖZBAY
Yeminli Mali Müşavir
?xml:namespace>
|