|
Timothy’i bırak temettüye bak...
ABD Hazine sekreteri Timothy Geithner’in bankaların finansal atıklarının temizlenmesi ve geri kazanılmasıyla ilgili planı piyasalarda kabul görmüşe benziyor. Ancak ABD ekonomisi bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm zamana yayılacak, daha çözecek çok sorun var. Geithner’den gelecek güzel haberlere dayanarak bizde iyileşme bekleyenlere, iyimser olmak için başka bir neden yedeklemelerini ya da sabırlı şekilde beklemelerini önermeli.
Her şeyden önce o eski köpüklü, düşük kur yüksek faizden gazını alan, sıcak paralı günler tarih oldu. Geçmişe hayıflanmak geleceği anlamak görevini unutturmasın. Köpüklerin belediye balonu gibi bir bir patlatıldığı bu günlerde piyasaların her şeyden bağımsız köpük misali şişmesini beklememeli. Böyle şişme başlasa dahi kalıcı olmayabilir.
Şirket temettüleri yüzde 10 faiz getirisinden daha kârlı olabilir
Bir saadet zinciri mantığıyla işleyen köpük getirisinin olmadığı, faiz getirilerinin yüzde 10’ların altına indiği, ineceği, bono, döviz vs diğer yatırım araçlarının bu getiri düzeylerinde seyrettiği bir dönemde şirket temettüleri alternatif yüksek getiri kaynağı olabilir. İMKB şirketlerinin ya da borsa dışı şirketlerin yüzde 20–30 belki daha fazla reel kâr yapmadığını yapmayacağını kim söyleyebilir. Hala işleri iyi giden firmalar vardır ve olacaktır.
Kârsız üretim borç biriktirdi, küresel finans krizi borcun finansmanını kesti
Finansal sistemin “hap yap para kap” misali, sadece köpüklerden beslendiği dönemde şirket kârları unutulmuş ve temettüler hissenin bonus puanı işlevi görüyordu. Ülkemizde şirketlere kârı unutturan ise 2003 ‘ten beri uygulanan yanlış kur ve maliye politikaları oldu. Adeta kâr mevhumu kayboldu. Kârsız üretim ancak hayır için olur. Kârsız üretim sadece zarar üretir, borç biriktirir. Ülkemizde aynen bu oldu, zararlar borçlar kredi ile taşındı. Ne zamanki küresel kredi krizi çıktı, o zaman şirket borçlarının daha fazla borçla finansmanı kesildi. Kendi krizimizi küresel kriz içine saklamayı başardık ama!
2003 yılından beri yaşanan kâr krizi
• Küresel ekonomik rekabet koşullarında dışarıdaki fiyatlar içerdeki fiyatları dikte eder. Böyle bir ortamda düşük kur ekonomimizin satış fiyatlarını belirledi. Satış fiyatı (kur seviyesi ile birlikte) 2003’ten itibaren düşerken ya da sabit kalırken maliyetler enflasyon ve aşırı değerli TL nedeniyle gittikçe arttı.
• Üretim girdilerinden alınan ağır vergi ve mali yükümlülükler içerde yapılan üretimi gittikçe pahalı yaptı. Bütçe performansı için abanınca ekonomi altında ezildi.
• Bu gelişmeler içerde üretimin yerini ucuz ithalata bırakmasına neden oldu. Avro’nun Dolara karşı değer kazanması, durumu ihracat açısından kısmen dengelemiş olsa bile süreç içinde ihracatçı ya da olmayan tüm sektörler artan maliyetler, azalan kâr marjları nedeniyle zarar üretmeye başladılar.
• Zararların finansmanı gittikçe daha zor olmaya başladı. En son küresel krizle zincir koptu.
Bu şekilde kâr mevhumu ortadan kalktı. İşletmeler, ya veri bir maliyetin üstüne, piyasa koşullarının elverdiği bir kâr marjını koyarak satış yapıp kâr elde ederler ya da veri bir satış fiyatından hareketle uygun maliyet yaparak kâr elde ederler. Maliyetlerin sürekli arttığı, satış fiyatının düştüğü (kur ve dış rekabet etkisi nedeniyle) ya da sabit kaldığı bir ekonomik ortamda maliyetler sürekli artıyorsa (hem döviz bazında hem reel olarak), kârlar kaybolur yerine zarar geçer. Zarar ederek üretim yapan firmalar ise nefesinin tükendiği ortamda üretime son verirler.
Şimdi ekonomiyi harekete geçirip kaldığımız yerden zarar üretmeye devam mı edeceğiz yoksa işletmeler kâr edebilecekleri bir ekonomik çevreye kavuşacaklar mı? Kâr etmek ya da zarar etmek, işte bütün mesele bu. Olmak ya da olmamak burada yatıyor.
İMKB’de diğer yatırım araçlarından daha yüksek temettü verecek potansiyeli olan şirketler endeksi eski düzeylerine taşıyacaktır.
Kâra dikkat!
Turan ÖZBAY
Yeminli Mali Müşavir
?xml:namespace> ?xml:namespace>
|